Bu kitabı bir kitapçıda ya da bir arkadaşımın kitaplığında görmüş olsaydım hiç şans vermezdim , eminim . Çünkü genellikle hakkında hiç bir bilgim olmayan kitaplarda ilk baktığım kapak tasarımı ve kitabın adı …

Bu kitapta her ikiside beni çekmemişti ama sağlam referanslar okumamı önerdiğinde aldım elime kitabı .

Beni çok derinden etkilememiş olsa bile iyi ki okudum dediğim bir kitaptı . İlk defa Kore edebiyatından bir kitap okudum . Kore , Japonya gibi ülkeler bana hep çok büyülü geldikleri için belki de , bu kitabı okuduğum için mutlu oldum . Kitap aile ilişkilerinin tam ortasında döndüğü için kitabı okuduğum süre boyunca Kore’li bir aile ile birlikte yaşıyor gibiydim ve nedense hiç yabancı gelmediler . Türk aile yapısına benzer çok fazla şey vardı . Aile yapısı benzer olsa da annelik kesinlikle evrensel ; fedakar , her işin altından kalkmaya çalışan ve çocukları için yaşayan .

Bizim aile kültürümüz ile çok fazla benzerlik ( en fazlada anne tarafından ) vardı ; kalabalık aile , erkek çocuklar el üstünde tutuluyor , evin ve çocukların tüm sorumluluğu çok büyük oranda kadında , erkek ailenin sorumluluğunu almak yerine hayatını kendi istediği gibi yaşama derdinde , bayramlarda ve dini törenlerde bütün aile bir araya gelmesi çok önemli , görümcenin geline hiç bitmeyen müdahalesi … Aile yapısı ve yaşantısı olarak Kore ile bu kadar benzerliğimizin olması beni şaşırttı .

Kitabı okurken zorlandığım tek şey isimlerdi 🙂

Üzülerek yazıyorum ki kitabın baskısı tükenmiş 🙁 ama olurda kütüphanede , arkadaş kitaplığında , sahafta karşınıza çıkarsa sakın kaçırmayın bu ödüllü kitabı .

Beş çocuklu bir ailenin , bütün çocukları artık evden çok uzakta kendi hayatlarını yaşamaktadır. Anne tüm çabasına rağmen çok meşgul olan çocuklarını bir araya getiremez ve eşi ile kendisinin doğum gününü kutlamak için çocuklarının yanına Seul’e gider , bir anlık kalabalıkta anne metroya binemez . Baba panikle bir sonra ki durakta iner ve eşinin kaybolduğu durağa döner ama eşi orada değildir . Ve artık nerede olduğunu kimse bilmiyordur . Anne ve babasını bekleyen çocuklar kısa bir şok yaşadıktan sonra annelerini şehrin her yerinde aramaya başlarlar . Annelerinin yokluğunda hepsi bir iç hesaplaşmaya girer . Bu iç hesaplaşmalar , pişmanlıklar , kıymetini zamanında bilemeyip farkında olamamaklar insanın içine dokunuyor . Okurken annenizi düşünüyorsunuz ve duygularınız biraz hırpalanıyor , altını çizmek istediğiniz onlarca cümle akıp gidiyor …

‘ insanlara güvenmeden nasıl yaşanır ? Bu dünyada iyi insanlar kötülerden daha fazla ! ‘

‘ Sen benim ilk çocuğumsun , bana yaptırdığın tek şey bu değil . Yaptığın her şey benim için yeni bir dünya . Yaptırdığın her şey bir ilk . Karnımı ilk şişiren çocuk sensin , ilk emzirdiğim çocuk sensin . ‘

‘ Büyü bebeğim büyü ‘ diye ninniler söylerdim bir gün baktım benden büyüksün .

‘ Anneni mutfaktan ayrı düşünmemiştin hiç annen mutfaktı , mutfak annen . Bir gün bile annen sürekli mutfakta bir şeyler yapmak zorunda olmaktan mutlu mu diye sormadın .’

Ve beni en çok etkileyen annenin çocuklarını okutmak için verdiği müthiş çabaydı … eşine kızdığında söylediği ‘ çocuklarımızı okula gönderemeyeceksek eşya sahibi olmanın manası ne ? Bunların hepsini kırabilirim ! ‘

…. Kitapta bir çok yerin altını çiziyorsunuz gözlerinizle , ruhunuzla ve bunu yaparken aklınıza önce anneniz geliyor sonra ( eğer anneyseniz ) kendi anneliğiniz . Aslında yaşamın içinde farketmediğimiz ne kadar çok şey var ; kırgınlıklar , sıkıntılar , yalnızlıklar …

Mesela benim annem çalışan bir kadın olmasına rağmen mutfakta bize harikalar yaratırdı . Evde gününün çok büyük zamanı mutfakta geçerdi , diğer zamanlarında ise bizim için bir şeyler dikerdi ve ben bir gün bile düşünüp , ( annemi geçtim kendime bile ) sormadım ‘ annem sürekli mutfakta olmaktan ya da dikiş dikmekten mutlu mudur ? ‘ diye .

Kitaptada gerçekten anne hep mutfakta , kalabalık ailesi için sürekli bir şeyler yapıyor ,en çokta kimchi yapıyor . Büyük büyük seramik kaplara kimchi kuruyor , neredeyse tüm çocukları onu hep mutfakta bir şeyler yaparken hatırlıyor .

Kimchinin o kadar çok adı geçti ki hemen arayıp tarayıp öğrendim . Geleneksel bir Kore yemeğiymiş , hatta bir nevi turşu . Hakkında o kadar çok övgüler okudum ki kesinlikle yapmalıyım dedim . Tam bir detoks ve antioksidan kaynağıymış , Kore’liler porselen gibi ciltlerini kimchiye borçluymuş . Yapması kolaymış , tadı çok lezzetliymiş falan falan … eee durur muyum , tabii ki denemeliydim . Zor olan tek kısım aslında bir marul olmayan , hatta Çin’li bile olmayan çin marulunu bulmakmış .

Çin marulunu bulunca gerisi kolay. Artık her şehirde ‘ithal ürün’ satan bir manav mutlaka oluyor . Ya da bir manavdan sizin için getirtmesini rica edebilirsiniz . Ben Çanakkale’de çin maruluna öyle ulaştım ama sipariş elime geçmeden önce İstanbul’da Taksim’de karşıma çıktı . Hatta ilk denemeyi ablamlara yaptım . Herşeyi hemen beğenmeyen annemden geçer not aldı , hatta bayağı sevdi . Ama yinede eklemeliyim , öyle herkesin seveceği bir tat değil . Hamurişi aşığı , az biraz sebze sevmeyengillerden bir millet olduğumuz için içinde bol sebze olan bu taze turşu veganlara ve sağlıklı yaşama takıklara daha çok hitap ediyor sanki. Tarifi Bu tatlı abladan aldım . Biraz değişiklik yaparak uyguladım ;

Kimchi

Malzemeler

– çin marulu ( bulamazsanız lahana ile deneyebilirsiniz )

– 1 tane havuç

– 1/2 turp

– 1 dal pırasa

– 2-3 dal yeşil soğan

– ceviz büyüklüğünde taze zencefil

– 1 tane kuru soğan

– 2 diş sarımsak

– 1 tane ayva ( ya da armut )

– 1 kaşık pirinç unu

– 1 çay bardağı pul biber

– 1 çay bardağı tuz

İlk önce çin marulunun dip kısmını kesiyoruz ve sonra uzunlamasına 4 ‘e bölüyoruz . İnce ince doğruyoruz ve geniş bir kaba alıyoruz , bol tuz ile güzelce ovalayoruz . Daha sonra üstüne bir tabak koyup bir ağırlık ile tuzu emmesi için bir köşede en az 2 saat bekletiyoruz . O arada 1 çay bardağı su ile pirinç unu muhallebimizi yapıp soğuması için kenara alıyoruz . Şimdi sıra yeşilliklerin doğranmasında ; havucu önce verev şekilde dilimleyip daha sonra ince şeritler halinde kesiyoruz . Turp ve ayvayı da aynı şekilde kesiyoruz , taze soğan ve pırasayıda şerit şeklinde uzunlamasına kesip 3’e ya da 4’e bölüyoruz .

Kuru soğan ve sarımsağı gelişi güzel 4-5 parçaya böldükten sonra robota atıyoruz ve üzerine zencefili rendeleyip krema kıvamına gelene kadar çekiyoruz . Bu kremamsı soğan sarımsak karışımını pirinç unu muhallebisine ekliyoruz , pul biberide aynı karışıma ekliyoruz .

Marulu bol su ile güzelce yıkayıp fazla tuzdan arındırıyoruz . Tuzdan arınan marulu tekrar geniş bir kaba alıp kıydığımız yeşillikleri ekliyoruz . En son olarak muhallebiyi ekleyip güzelce karıştırıp yediriyoruz . Biraz su ekleyip kavanoza dolduruyoruz . Dilerseniz hemen tüketmeye başlayabilirsiniz , ya da 2-3 gün bekleyebilirsiniz . İçeriğinde bulunanların hemen hemen hepsi biraz fazla kokulu besinler olduğu için yediğiniz saatlere özellikle dikkat edin 😬 ve servis etmeden önce üzerine mutlaka kavrulmamış beyaz susam ekleyin .

<<< eyen ve yiyecek olan herkese afiyet ve şifa olsun ☺️

Yazar

2 Yorum Var

  1. Kitabı merak ettim şimdi…
    O turşumsu şeyi de merak ettim ama demeyeceğim muhtemelen, pirinç unu muhallebisinde koptum bi 😉
    Paylaştığın için eyvallah serrafun cım 😉
    Bu arada büyük bi mutfakta, soğan doğrayan olursa, arkamdan bulaşıkları da halleden! Yeminle ben de seveceğim mutfak işlerini 😉

  2. Kimchi`yi biliyordum ama hiç yapmayı denemedim. Instagram`da @mosyosokola yapar onu, hep görürüm ama nedense bende merak uyandırmadı.
    Kore, Çin değil de Japonya hayranıyım:) Kitap ilginç, bulursam okurum.
    Blog yazmaya devam eden Serra`cığıma kocaman sevgiler…

Yorum Yaz