Pazarda parkta gezerken doğacak , bu gece doğacak , yarın kesin doğacak derken doğdu minik Gülce ‘ miz  ve kırk günlük oldu . Ve biz gezenti bir aile olarak kırkıncı günümüzü üç ayrı kapı yaparak kutladık . Önce benim için yeri çok ayrı olan Dilek ablama gittik ( Buse kızın kırkını da onda uçurmuştuk , geleneği bozmayalım dedik . ) Gülce için çok şeker bir sepet hazırlamıştı . İçinde Gülce ve ablası Buse için hediyeler vardı . Ve minik kavanozlarda tuz , şeker , pirinç …  Kırk uçurmanın olmazsa olmazı yumurtalarımız vardı , üstelik yumurtalarımızın her biri  Dilek ablamın elinde birer sanat eserine dönüşmüştü 😀 Tüm aileyi çizmiş Dilek ablam . Bende o yumurta kabuklarına kıyamadım ve içine minik sukulentler diktim . 

Dilek abladan sonra yumurta sepetimizi kolumuza taktık  ve babanemizin yolunu tuttuk . Kırkı çıkan bebek , içinde kırk minik taş olan bir suda yıkanırmış , her taş için bir ihlas süresi okunurmuş ve taşlara ek olarak , süpürge çöpü , bir tutam tuz ( onu biz ekledik , kokmasın diye 😬  ) altın yüzük eklenirmiş . Aynı suyla annede yıkanırmış . Ben gelenek ve ananeleri yapmayı sevdiğim için Gülce’ yi kırkladık 😬 bir güzel yıkadık beybiyi 🙂 .

Sonra tekrar yollara düştük ve soluğu en bi sevdiğimiz  Didem ‘ lerde aldık . Bize harika bir sepet hazırlamışlardı.  Didem ‘cim de Dilek ablamız gibi minik kavanozlar hazırlamıştı .

Şeker , tuz , pirinç , para , ip , pamuk , ekmek ve çörek otu  koymuş , her bir kavanozun yanına minicik , özenli notlar , daha doğrusu dilekler yazmış .

 

Onları minnoş tulumlar ile yan yana , el yapımı bir sepetin içine yerleştirmiş . O kadar mutlu olduk ki bu özenli sepeti görünce , olduğu gibi,  hiç dokunmadan saklamayı çok isterdim  .

Ben bu geleneklerimizin devam etmesine çok seviyorum . İlerde bir gün elimizde hiç bir şey kalmayacak gibi geliyor . Başka kültürlerden ithal edilmiş , yapmayı pek beceremediğimiz ve üzerimize 2 beden büyük duran şeylerden çok kendi geleneklerimizi yapmaya devam etmek çok daha iyi kesinlikle .

Bu gelenekler bir çok insana  çoğu kez basit , saçma yada anti-cool gelse de aslında bardağın dolu tarafından bakınca çok fazla şey ifade ediyor  ;  sizi seven , size değer veren ve sizin için bir şeyler yapmaktan keyif alan dostlarınızın varlığını hatırlatıyor . Mesela ‘ Yalnız değilim , Didem var , arar dertleşirim , o dinler , o beni anlar ‘  diyebiliyorum ben . Yapalım yaa , biz gençler kırk uçurmaya gelenlere şifa olsun diye iki yumurta , biraz şeker , biraz un verelim . Sırf bu adetler unutulmasın diye .

Eğer sizinde evinize bir minnoş kırk uçurmak için gelirse böyle sevimli ve özenli bir sepet hazırlayarak lohusa anayı çok mutlu edebilirsiniz .

(Visited 1.767 times, 1 visits today)
Yazar

İşte bunlar hep can sıkıntısı

2 Yorum Var

  1. Ne güzel dilekler yazılmış ve ne özenli hazırlanmış herbiri.
    Bize hiç böyle yapan olmadı. Kırk uçurmadık ondandır:) Ve yaşadığın şehirde akraba vs. olmayınca (hatta Peer Ole zaten Türkiye`de doğmadı) bu tarz şeylerden uzak kaldık. Baby shower da yapmadık, hastane odası da süslemedik, mevlüt de yapmadık, vaftiz de olmadılar:)) Ay hiçbir şey yapmamışız çocuklara:))
    Şaka bir yana, abartılmadan yapılan her şey güzel aslında. İyi dileklerde bulunmanın nesi kötü olabilir. Doğdu, doğacak derken kırkı çıktı Gülce`nin. Mutluluk, huzur eksik olmasın güzel ailenizden…

  2. Çok güzeeller Serra, bütün dilekler gerçek olur inşallah. ben de senin gibi düşünüyorum gelenekler konusunda. mesela bizim oğlana diş buğdayı yaptığımızda bazı arkadaşlarım yadırgamışlardı. Ama beni çok mutlu etmişti ailece yaptığımız ritüeller, minnoşumun eline ayağına yaktığımız kınalar. Sağlıklı, mutlu, “iyi ki böyle yaşamışım” diyeceği bir ömrü olsun Gülce’cik. Öpüyorum sizi…

Bir Cevap Yazın